Balkanlar’a Dair 10 Kitap

Cuma, Ağustos 14, 2026

Benim naçizane geldiğim nokta şu oldu: Kitapların, filmlerin, öykülerin, her türlü anlatıların üzerinde bireysel bir filtre sistemi geliştirmek ve her yapıtı farklı kalibrelerdeki süzgeçlerden geçirmek. Böyle yapınca kitaplardan geriye, zihnimde verimli ve adil bir tortu kalıyor.

Hem edebiyatta hem de akademik literatürde Balkanlar on yıllardır popüler ve bir o kadar da “zehirli” bir başlık. Kendi ürettiği kitapların yanında kendisine dair üretilen kitapların da pek azı gerçeğe bütünüyle sadık. Bu kitapların, yayınların büyük bir çoğunluğu millî tarih yazımlarının, tarihsel ajandaların, etnik saplantıların, öfkeli bakışların tesiriyle yazılıyor; gerçeği değil duyguları, arzuları önceliyor. Bu kötücül tablonun içinden objektif olanı seçmek, gerçekleri yalanlardan sıyırıp temizlemek emek istiyor. Benim naçizane geldiğim nokta şu oldu: Kitapların, filmlerin, öykülerin, her türlü anlatıların üzerinde bireysel bir filtre sistemi geliştirmek ve her yapıtı farklı kalibrelerdeki süzgeçlerden geçirmek. Böyle yapınca kitaplardan geriye, zihnimde verimli ve adil bir tortu kalıyor.

DİJİKÜP okurları için Balkanlar’a dair başarabilirsem tematik olmayan, serbest çağrışımlarla ilerleyen bir yazı dizisi planlıyorum. İlk yazım için kitaplığımdan faydasını gördüğüm, beni kavramsal olarak, bakış açısı olarak ve estetik olarak besleyen 10 kitabı seçtim. Girişte bahsettiğim filtrelerle okumayı başarabildiğim, içlerindeki gerçeklik sekanslarına ulaşabildiğim bu kitapları kısaca özetlemek isterim.

1.      Balkanlar - Mark Mazower - Çev. Ayşe Ozil / Alfa Yayınları

Her ne kadar İsimler bölümüyle başlayıp terimler üzerinden Balkanlara giriş yapsa da Mazower’ın bu kitabı, Balkanlar’a dair ontolojik bir giriş yapar. Coğrafi olarak sınırlarını, varlığını değil Bizans sonrasında Osmanlıların gelişiyle kendini bulan Balkan kimliğinin tarihsel serüvenini anlatır. Batılıların klişeleşmiş “etnik ve dinî düşmanlıklar coğrafyası Balkanlar” anlatısıyla konuyu uzatmadan, pratik bir şekilde hesaplaşır. Yirminci yüzyılın başındaki Balkan Savaşları ile sonunda Yugoslavya Savaşı üzerinden yazılan tarihlerin aksine asırlar süren barış çağlarını norm olarak alır ve savaşçı halklar mitini parçalar. Kitabın en önemli pasajları ise modern zamanların getirdiği milliyetçiliklerin insanlara öğrettiklerine dairdir. Braudel’in dağlar eksenli tarih-coğrafya tezlerine yaslanan analitik bakışıyla Mazower'ın ulusal kimliklerin çevreleri ile uyumlu bir şekilde nasıl inşa edildiğini anlatır.

Bütün bu akademik çıkarımların arka planında tarihçinin şu özeni dikkatten kaçmaz: Mazower için Balkanlar, “sürekli eğlenen ve savaşan insanların, egzotik toprakları” olarak değil modernleşme ve milliyetçilik cereyanlarının farklı biçimlerde görüldüğü, hayata tutunmaya çalışan toplumların kaçamayacakları yurdudur. Özelde bu kolay okunan kitap, akademik bir sözlük, terimlerle dolu bir kim kimdir ya da kronoloji yüklü bir monografiden ziyade Balkanlar’a meraklı okurlar için bir bakış açısı edinme rehberidir.

2.      Balkanları Tahayyül Etmek - Maria Todorova - Çev. Dilek Şendil / İletişim Yayınları

“Batı kültüründe bir hayalet geziniyor: Balkanlar hayaleti.” Marks ve Engels’in Komünist Manifestosu’na yapılmış bu nazire ile başlayan kitap, zorlu bir işe kalkışıyor ve bir hayaletin (Balkanlar imgesinin) peşinden koşarak büyük bir hesaplaşmaya girişiyor.

Edward Said’in meşhur eseri Şarkiyatçılık, batının şark anlayışlarının eleştirisi üzerine nasıl ki akademiye ve okura yeni bir paradigma kazandırdıysa bu kitap da Balkanlar’a dair aynı düzeyde bir başarıya sahiptir diyebiliriz. Zaten kitap da giriş bölümünde “Balkanizm” kavramını ortaya atar. Bu Batı’daki Balkanlar merkezli akademik – politik literatürün genel bir çerçevesidir. Batılı devlet bir laboratuvar gibi kullandıkları Balkanlar’da arzu ettikleri sonucu alamamanın getirdiği hayal kırıklığı ile tıpkı oryantalizm (şarkiyatçılık) üretiminde olduğu gibi Bir Balkanlar tahayyül ederler ve bu tahayyüle gerçekmiş gibi iman ederler. Balkanlar’ı imgeleştirirler. Kitap içeriye doğru bir eleştiriye de sahiptir. Balkanlar’daki milliyetçi akımların bu üretilmiş imgeleri içselleştirme stratejilerini de hesaba katar.

Todorova’nın tezine göre “Balkanlar Batı Avrupa’nın gözünde uygar / beyaz Avrupa kimliğinin yanı başında bir ara bölgedir. Bu barbar, şiddete meyyal, geri kalmış, yobaz, karanlık kimlikler Avrupa’nın kendini daha uygar hissetmesini sağlar. Balkanlar, doğunun batıdaki uzantısıdır.” Todorova, derya deniz bilgi birikimi ve patolojilerden arındırmayı başardığı Balkan sevgisiyle literatüre yeni sorular, yeni perspektifler hediye eder. Balkanlar nedir, neresidir gibi sorulardan ziyade “Balkanlar nasıl icat edildi, nasıl inşa edildi?” sorularını sorar. Coğrafya değil fikir olarak Balkanlar’ı anlatan kitap şu umutsuz ve hazin saptamayla kapanır: Kadın düşmanlığını ve feminizmi, ırkçılığı ve anti ırkçı fikirleri icat eden Avrupa henüz Balkanizm karşısında onu kıyasıyla eleştiren bir teori icat etmemiştir.

3.      Balkan Savaşları - Lev Troçki - Çev. Tansel Demirel / Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları

Ünlü Rus komünist ve kuramcı Troçki, Ekim Devrimi’nden önceki sürgün ve kavga yıllarında bir Rus gazetesinin muhabiri olarak Balkan Savaşları’nı izlemek, yazmak üzere Osmanlı topraklarına gelmişti. 1912 sonbaharından 1913 sonbaharına bir yıl boyunca cepheden gazeteye analitik gücü yüksek, kendi sosyalizm gündeminden ve sınıfsal bakışından geçirdiği yazılar yollamıştı. İlk defa SSCB’de 1926 yılında basılan kitap aradan geçen 100 yıla rağmen ilgiyle okunabiliyor. Kitabın ilk bölümü Troçki’nin savaş öncesi yazılarından oluşuyor.

Peki bu kitabı Balkanlar’a dair önemli kılan nedir? Troçki’nin, 1908 Devrimi’nin Türkiye, Balkanlar ve Avrupa için ne anlama geldiğine dair gerçekçi fikirleri vardı. Savaş muhabiri olarak yazdıkları ve analizleri bu fikirlere dayanıyordu. Savaş boyunca yaşanan anlık gelişmeleri sıcağı sıcağına aktarırken, bu gelişmeleri tarihsel olarak yorumlamayı bilmişti. Bunları yaparken de Slav milliyetçiliği perspektifine, panislavist beklentilere hiç bulaşmadan Batılıların Osmanlıyı parçalama projesine cepheden karşı çıkmıştı. “Balkanların üzerine bir lanet gibi çöken problemin çok ulusluluk değil çok devletlilik olduğunu tespit ederek, kapitalistlerin buna yatırım yaptığını” söylemesi Troçki’nin bakışının özeti gibidir. Troçki ayrıca sivil Türklere yapılan katliamlara özellikle sessiz kalan Rusya kamuoyunu da eleştirirken bu katliamların arkasındaki kanlı demografi mühendisliğini insanî bir tavırla deşifre eder. Kitap akıllı bir gözlemcinin savaş sırasında bölgede yaşananları anbean ve soğukkanlılıkla kaydetmesini ve adil bir tanıklığın gücünü gösteriyor.

4.      Makedonya Sorunu - Fikret Adanır - Çev. İhsan Catay / Tarih Vakfı Yurt Yayınları

93 Harbi sonunda imzalanan Berlin Anlaşması, Osmanlı Devleti’nin Balkanlar’daki varlığına ağır bir darbe indirmişti. Her millet kendi siyasal varlığını inşa etmeye başlamış ve akabinde gelecek millî bağımsızlık fikrine bu anlaşmadan sonra gerçekçi bir şekilde inanır olmuştu. Makedonya sorunu da burada başlamıştı. Yunan ve Sırp milliyetçileri Makedonya'yı kendi hayat alanları olarak görürken Bulgar milliyetçiliği Makedonya üzerinde asıl hak sahibi olarak ortaya çıkmıştı. Hatta günümüzün Makedon milleti ve milliyetçiliği de bu karmaşa içinde doğmuştu. Biraz da karikatürize edersek Bulgar kimliğiyle isyana kalkan aydınlar isyan bittiğinde artık “Makedon” olmuşlardı.

19. yy sonu, 20. yy başı yaşanan bu gelişmeler Avrupa’nın geri kalanını da tehdit edince bu tablo "Makedonya Sorunu" olarak kavramsallaştı ve büyük Şark Meselesi’nin bir parçası olarak tarihe geçti. Fikret Adanır bu kitapta, “sorunun” kökenlerine iniyor ve Osmanlı arazi rejiminden başlayıp milliyetçiliklerin ve ulusal burjuvazinin yükselişi devam ederek Balkanlar’daki sosyo-ekonomik dönüşümleri takip ediyor. Bulgar ve Makedon isyanlarını, bu isyanların sonuçlarını ve liderlerini gerçeklikten asla kopmadan ama bir polisiye roman gibi sürükleyici bir şekilde anlatıyor. İsyanların siyasal sonuçlarını, Balkanlar’ı biçimlendirme gücünü, bu süreçteki inorganik müdahaleleri, tesadüflerin gücünü, tarihin nefesiyle savrulan insanları sosyal bilimlerin bütün kavramsal imkânlarını kullanarak anlatıyor. Ayrılıkçı hareketlerin izledikleri askerî, hukukî, siyasî yöntemler ve kullanmaktan çekinmedikleri şiddet – terör yöntemleri ise sebep oldukları hazin sonuçlar itibariyle daha sonra Cumhuriyet’i kuracak kadroların bilinçaltında çok büyük bir yer kaplayacaktı. Adanır bu noktaya da dikkat çekerek kitabı kalıcı bir hâle getiriyor.

5.      Osmanlı Avrupası’nda Bölücülük Cereyanı – Derleme, çeviri, notlar: Mümin İsov, Ergün Hasanoğlu / Selenge Yayınları

1893 yılında bazı genç Bulgar aydınlar, öğretmenler Osmanlı Devleti’nden önce özerklik sonra bağımsızlık amacıyla gizli bir örgüt kurdular. İç Makedonya Devrimci Örgütü (bu örgütün zaman içinde ismi, kısaltmaları değiştiği için ben bundan sonra İMDO diyeceğim) Bulgar devrimci geleneğinden, Rus narodnik örgütlerden ilham alan İMDO, Makedonya dağlarında tedhiş ve teröre müracaat ederek Osmanlı varlığını yıldırmaya başlamıştı. Enver Paşa ile Resneli Niyazi’nin Balkan dağlarında savaştığı çeteciler işte bunlardı. Bu örgütler iç tartışmaları, talepleri, başka devletlerin etkisine girme biçimleri itibariyle Osmanlının Balkanlar’ı kaybetmesi sürecinde kilit rol oynadılar. Kurucuları da farklı ajandalara sahipti. Günümüzde de süren Bulgar milliyetçiliği – Makedon milliyetçiliği kavgası ve karmaşası o günlerden mirastır. Kitap işte bu dönemin önemli figürlerinin anılarından oluşuyor. Dame Gruev (ismi Kuzey Makedonya milli marşında da geçer), İvan Garvanov, Boris Sarafov, Hristo Tatarçev ve Görçe Petrov’un anılarında oluşan kitap, bir kuşağın nasıl yetiştiğini, nasıl motive olduğunu, nasıl örgütlendiğini, paraya ve silaha erişim biçimlerini anlatan önemli bir kaynak ve Balkanlar’ın nasıl elden gittiğini otobiyografik malzeme üzerinden göstermeyi başarıyor.

6.      Bir Asır Sonra Balkan Savaşları – Haz: Mustafa Çalık / Cedit Neşriyat

“Utanç verici bir hezîmetin muhasebesi” alt başlığıyla yayımlanan kitap, savaşın farklı yönleriyle ilgili makalelerden oluşuyor. Mustafa Çalık’ın hüzünlü ama pedagojik önemdeki yazısında belirttiği gibi Balkan Savaşları korkunç bir hezimet ve tam da bu nedenle millet mekteplerinin müfredatında hep olması gereken dersler içerir. Kitaptaki yazılar, bu savaşların kronolojik tablosunu çıkarıyor ve ordunun neden ve nasıl iflas ettiğini anlatıyor. Elbette daha derinlemesine bakışlar ve dikkat çekilmesi icap eden konular da var. Nitekim makaleler bu işin üstesinden gelmekte. Örneğin cemiyet hayatının çöküşü, şehirlerdeki ahlakî dekadans ve bıkkınlık devletin işlerine ve ordunun düzenine de yansımış o yıllarda. Savaş sonrasında ise ordunun bu savaştan ders çıkararak yeniden yapılanma süreci yaşanmış. Edebiyatımız ise kayıtsız kalmış bu felâkete. Ömer Seyfettin’in her biri hazine değerinde birkaç öyküsü dışında Balkan faciası lâyıkıyla yazılmış değil, döneminde de sonrasında da.

Şaşırtmayan konu ise dünyanın özellikle Avrupa’nın tutumu. Gözlerinin önünde gerçekleşen sivil Müslüman kıyımlarına kayıtsız kalmaları, anti Türk propagandayı yalan olduğunu bile bile satın almaları şaşırtmıyor. Bugün de İsrail’in yalanlarına Batılı devletlerin bile bile inanması gibi. Özetle, Balkan Savaşlarında 500 senelik vatan toprakları beş ayda elden çıktı. Balkanlarda kıyamet koptu. Milyonlar bu faciadan etkilendi. Maruz kalanı da şahit olanı da utandıracak tablolar yaşandı ama taraflardan biri Türk milleti olunca zalimlikler büyük bir sessizlikle yok sayıldı. Bize düşen bugün, bu savaşların sağlıklı bir muhasebesini yapmak, bu günleri anlamak ve şehit olmuş asker-sivil bilcümle ecdadımızı rahmetle, hürmetle anmak... Kitap da zaten farklı konulara değinen akademik metinlerden oluşsa da okumanız bittiğinde size verdiği duygu tam da bu oluyor.

7.      Buğday Tarlaları Kan Tepeleri – Anastasia N. Karakasidou – Çev. Nurettin Elhüseyni / İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları

ABD’de yaşayan Yunan asıllı sosyal antropolog Anastasia Karakasidou 1997’de bu kitabı yayımladığında akademik çevrelerden olumlu – olumsuz pek çok tepki almıştı. “1870-1990 arası Yunan Makedonyası’nda millet olma süreci”ni anlatan kitap, Yunanistan’da bulunan ama Slavca konuşan insanların Yunanistan’ın inkâr ve asimilasyon mekanizması ile nasıl Yunanlaştırıldığını anlatıyor. Assiros (Güvezne) Yunanistan’da küçük bir bölge. 2. Balkan Savaşı sonrası Yunanistan tarafında kalıyor ama halkı Makedonca-Bulgarca konuşan Slavlardan oluşuyor. Yunanlaştırma mekanizması böylece başlıyor ve bu mekanizma bütün bir Yunan devletinin çalışma prensibi aslında. Bir yöre üzerindeki politikalar üzerinden Karakasidou Yunan milliyetçiliğinin ötekini nasıl kendi potasında erittiğini kanıtlar, tanıklıklar ve derinlemesine bir antropolojik yöntemle ispatlıyor. Yunanistan kamuoyonda yazar bir anda “düşman unsur”, “vatan haini” olarak anılmaya başlıyor.

Hatta kitabın şöyle de bir öyküsü var. Önce Cambridge Yayınları basmak istiyor ama sonra aldığı tehditler yüzünden vazgeçince 1997’de Chicago Üniversitesi Yayınları’ndan çıkıyor. Çünkü Cambridge Yayınları, Yunanistan ofisindeki çalışanların can güvenliğinden endişe ediyor. Kitap, AB yasalarının bile karışmadığı Yunanistan’ın merkezi devlet milliyetçiliğinin geçmişine ve siciline yönelik insanî yönü ağır basan adil bir eleştiri getiriyor.

8.      Keçiler Dönemi - Luan Starova - Çev. Orhan Suda / Dergâh Yayınları

Kuzey Makedonyalı yazar Luan Starova, Yugoslavya'daki sosyalizm rejimin toplumda bıraktığı etkileri anlattığı Keçiler Dönemi’nde modernleşme ve bürokrasi ile hayatın kendisi arasında kalan insanın dramına odaklanıyor. Yugoslavya tıpkı diğer sosyalist rejimler gibi kendi yeni insanını yetiştirmek ister. Bu yeni insan bilinçli, modern ve rejime sadık bir proleter olacaktır. Yüz yıllardır geleneksel yöntemlerle hayatlarını idame ettiren keçi çobanları bütün varlıkları ve meşguliyetleriyle bu gerçekliğin dışında kalırlar ve elbette bu kabul edilemez bir sapmadır. Rejimin yeni yurttaş tanımına uygun hâle gelmeleri beklenir. Keçi de zaten eski çağları çağrıştıran, adeta gerici bir imgedir. Keçiler ve çobanlarına adeta simgesel bir savaş açan rejim onları makbul vatandaş formuna sokmaya çalışır.

Roman işte bu saplantının yol açtığı absürtlükleri veciz bir şekilde anlatır. Keçiler artık tabiat ile devletin arasında kalmışlardır. Balkanlar’da yaşayan ulusların da kaderi böyledir. Modern zamanların devletleri, rejimleri, iktidarları sırasıyla hep yeni bir kimlik inşa edip insanları onun içine sokmaya çalışır. Keçiler Dönemi fıtrat ile doktrinin çatışmasını anlatan güçlü bir alegori olarak sadece Yugoslavya’nın bir dönemine değil bütünüyle modernleşmenin kendisine yönelik güçlü bir eleştiridir.

9.      Ölü Ordunun Generali - İsmail Kadare - Çev. Ece Dillioğlu / Ketebe Yayınları

1939 yılında faşist İtalya, İtalyan irredantizminin devamı olarak Arnavutluk’u işgal etmişti. Bu işgal, 1943’te Nazi Almanyası’na geçmiş, onlardan da kurtuluş 1944 yılında gerçekleşmişti. Bu beş yıl boyunca binlerce işgalci ve direnişçi hayatını kaybetmişti. Bu işgallerin sonunda ise Enver Hoca, sosyalist bir rejimle Arnavutluk’u adeta yeniden kurmuştu. Ölü Ordunun Generali, bu işte bu işgallerin İtalya döneminden yaklaşık 20 yıl sonrasında geçiyor. İtalya, işgalden geri çekilirken askerlerin cesetlerini orada bırakmıştır ve şimdi o kemiklerin eve dönmesi gerekmektedir. Devlet, bu ölü askerlerden oluşan orduyu alıp getirmesi için Arnavutluk’a bir general ve bir rahip yollar. Bu yolculuk ve arayış basit bir izcilik faaliyetinin ötesine geçerek, hafıza, savaş suçları ve geçmişle hesaplaşmanın zorluğuna dönüşür. İtalyan general için başlarda Arnavutluk bir zamanlar hakları olan bir toprak parçasıydı, onlarındı. Bu direniş niyeydi? Fakat zamanla, toprakları eşeledikçe, insanlarla tanıştıkça parçası olduğu duygulardan özgürleşmeye çalışır. Kemikleri çıkarmak için kazdığı her çukur kendi millî anlatılarının mezarına dönüşür. Kemikleri bekleyen aileler için, ulusal onur için kemiklerin bulunması bir dosyanın kapanması anlamına gelirken, general için hafızadaki dosyalar yeni baştan açılır. Ağır savaş suçu işleyen bir albayın kemiklerini ülkeye geri götürmek yerine bir dereye fırlatması generalin kırılma anıdır. Kadare bir yandan generalin temsil ettiği fikirleri somutlaştırırken Arnavutluk’u da kristalize etmeden bütün boyutlarıyla anlatır, çok gerçekçi bir millî tablo çizer. İşgale uğramış bir ülkenin yoksulluğunu gösterir, insanların geçmişteki kötülükleri hatırlama hakkını saygıyla resmeder. Ölü Ordunun Generali, genelde Balkanlar’ın özelde Arnavutların yirminci yüzyılda yaşadığı sayısız büyük hadiseden yalnızca birini sadeliğin verdiği güçlü bir derinlikle anlatır.

10.  Osmanoflar - Kenan Hulusi Koray / Kapı Yayınları

Balkan Savaşları faciası Türk edebiyatında layıkıyla yer bulamamıştır, demiştik. Osmanoflar bu ilgisizliğin başarılı bir istisnasıdır. Roman, 1904 yılında Bulgaristan’da, Karnabad kasabasında yaşayan Osmanof ailesinin başından geçenleri anlatır. Temmuz 1908’de İkinci Meşrutiyet ilan edilir, ekim ayında ise zaten özerk olan Bulgaristan bağımsızlığını ilan edecektir. Yüz yılların Osmanlı toprağı böylece elden çıkar. 1912’de Balkan Savaşı patlayacaktır. Türklerin asırlardır idarî olarak hâkim olduğu Bulgaristan artık Makedonya topraklarına da taliptir bir yandan da Çatalca’ya dayanır.

Üç erkek kardeşin; Halil, Ahmet ve Yusuf’un merkezde olduğu Osmanoflar 1904 yılındayken, yakın zamanda olacak bütün bu gelişmeleri tahmin edemezler. Bu nedenle bu altüst oluşların ayak seslerini duydukça gaflet uykusundan uyanıp şaşkına dönerler. Ailenin içine sızan, kasabada cirit atan komitacıları ve casusları çok geç fark ederler. Komitacıların Bulgaristan’ı bütünüyle Osmanlıdan koparmak hayalleri Karnabad kasabası üzerinden anlatılır. Burada kurulan hayaller, uygulanan planlar, yapılan eylemler aslında Bulgaristan çapında gerçekleşmektedir. Ülkenin ve kasabanın kaderi, ailenin de kaderi olur. Kenan Hulusi, savaş öncesi atmosferi, kaçınılmaz olanı başarılı bir şekilde anlatır. Osmanoflar, bütün ateşi ve dumanıyla gelen büyük yangını ancak sıcağını bedenlerinde hissettiklerinde anlarlar fakat artık çok geç olur.

 


İlgili Haberler

hafiza
Hafıza

Benim naçizane geldiğim nokta şu oldu: Kitapların, filmlerin, öykülerin, her türlü anlatıların üzerinde bireysel bir filtre s

Cuma, 14 Ağustos 2026

kardes-topluluklar
Kardeş Topluluklar,Türkiye Mezunları

Somali Parlamentosu Halk Meclisinde yapılan başkanlık seçiminde, Türkiye'de eğitim gören ve halen Somali Limanlar ve Deniz Ul

Salı, 11 Ağustos 2026

yurtdisi-vatandaslar
Yurtdışı Vatandaşlar

Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı (YTB), yurt dışında yaşayan Türk vatandaşları ve Mavi Kart sahiplerinin eği

Perşembe, 06 Ağustos 2026