Kuş Adam’ın Kanatlarında Bir Sohbet: Nüket Durur ile Yolculuk
Perşembe, Eylül 3, 2026
Almanya'dan genç yazar Nüket Durur; Türkçe yazma serüvenini, ilk kitabı Kuş Adamı ve edebiyat yolculuğunu Telve'nin 20. sayısısında Belçika'dan Fatmanur Tülümen'e anlattı.
2025 yılında Kuş Adam adlı ilk öykü kitabınız yayımlandı. Kitabınızın ortaya çıkış sürecini anlatır mısınız?
Her şey Telve dergisine yazmaya başladığımdan beri şekillendi. Telve ailesine ilk katıldığımda kimi arkadaşın kitap çıkardığını görünce onlara imrenmiştim ve “Benim de inşallah bir gün kitabım olur.” demiştim. Bu hedefimi gerçekleştirebilmek için Telve’ye girdiğimden bu yana her sayıya yazı göndermeye çalıştım. Bu mecrayı kendim için bir okul gibi gördüm. Böylelikle yazı tecrübemi artıracaktım. Telve tarafından sunulan tüm çevrim içi yazarlık atölyelerine de katılmaya özen gösterdim. Çok değerli hocalardan ders alma fırsat buldum. Bunun kalemimi güçlendirdiğini gördüm. Üç sene Telve'nin ardından YTB’nin 2025’te düzenlediği Bir Dünya Edebiyat Ödülleri'ne kitap dosyamla katılmaya nihayet cesaret edebildim. Bu kitap için çok zamandır konular biriktiriyordum. Aklıma sıra dışı bir fikir gelince bundan iyi bir öykü çıkar ümidiyle not alıyordum. Aslında çoğu fikir uzun süredir telefonumun not uygulamasında birikiyordu. İlk kitabımı bilim kurgu türünde yazmayı düşünüyordum ama bunun için henüz yeteri kadar donanımlı olmadığımı fark ettim. Bu yüzden telefonumun not uygulamasında konuları bilim kurgu dünyası ve normal dünya olarak ayırt ettim. Bu şekilde fikirlerimi düzenleyebildim. Sonra Kuş Adam kitabına başladım. Yarışma sürecinde tüm öyküleri iki buçuk, üç ay içinde bitirdim. Telve dergisinde olan dört öykümü de kitaba aldım. Toplam on dokuz öykülük bir kitap oldu. Bir Dünya Edebiyat Ödülleri'nde Kuş Adam kitabım “En İyi Eser” kategorisinde ödüle layık görülünce çok mutlu oldum.
Yazarlık serüveniniz nasıl başladı? Sizi öykü yazmaya yönlendiren temel motivasyon neydi?
Aslında ilk öykümü çok alakasız bir durumdan ötürü yazmıştım. Lise birdeyken Almanca öğretmenim yaptığım yazım hatalarını fark etmiş, benden bir şeyler yazmamı istemişti. Yazımı gördüğünde bana hatalarımı söyleyecek, ben de kendimi bu şekilde geliştirme imkânı bulacaktım. Tesadüfen sınıfımdaki kızların okullar arası düzenlenen bir edebiyat yarışmasından bahsettiklerini duydum. Yarışmaya katılma cesaretini gösteremeyeceğimi biliyordum, ama yine de bir öykü yazmayı denedim. Almanca öğretmenim yazdığım metni görünce heyecanlandı. Öykümü iyi buldu. Yarışmaya katılmak ister misin, diye sordu. Ben o an çekingenlikten bir şey diyemedim. Bunun üzerine öykümü yakınlarda olan matematik öğretmenime de gösterdi. Matematik öğretmenim o an hayallerimi yıkan bir tutumla, “Bu bir tesadüf.” dedi… O an yazar olmaktan vazgeçtim. Kalemimi kenara koydum.
Pandemide yazarlık tekrar gündemime geldi. Eve kapalı bir hayat sürmek, içime gömdüğüm bu hayalimi tekrar ortaya çıkardı. Bir şeyler karalama ihtiyacı hissettim. O zamanlar Türkçeye karşı hâlen bir ön yargım vardı. Bu yüzden Almanca bir çocuk hikâyesi yazdım. Kurgu da uçmaktan korkan bir bal arısının evden ayrılıp dünyaya açılma macerası üzerineydi. Bu öykü bitmiş, bilgisayarımda bekliyordu. Yaşadığım kasabanın cami grubunda, hocamız tesadüfen YTB’nin düzenlediği “Türkçe Ödülleri”nin bir afişini göndermişti. Ödüllü bir edebiyat yarışmasının düzenlendiğini gördüm. Katılıp katılmama konusunda çok tereddütler yaşadım. Ama kardeşimin ısrarı üzerine hikâyemi Türkçeye çevirip yarışmaya katıldım. Dereceye giremesem de Strazburg’da düzenlenen yazarlık akademisine katılmaya hak kazandım. Orada Telve dergisinden haberim oldu ve o günden beri dergi için yazıyorum. Öykü türüne yönelme sebebim, şiirleri bir türlü anlayamamamdandı. Okulda bile şiir anlamaya zorlanırdım. Şiir okuyunca karşımda garip bir dil varmış gibi geliyordu hep. Sonralarda bu türde denemelerim de oldu ama şimdilik kendimi öykü türüne daha yakın hissediyorum. Ama şiire de yavaş yavaş ilgi duymaya başladığımı söylemeliyim. Bu konuda hâlen düşünüyorum.
İlk kitabınızı tamamlamak size kendiniz ve yazarlık yolculuğunuz hakkında ne öğretti?
İlk önce böyle bir başarıya çok ihtiyacım varmış onu anladım. Kendimle gurur duydum. Kısıtlı zaman içinde kendime bir hedef koyup zamanında bunu tamamlayabildiğimi görmek bana iyi hissettirdi. Yazı yazmanın insana iyi gelen bir uğraş olduğunu başlarda da anlamıştım ama kafamın içindeki bazı düşünceler ve konuları yazıp onları zihnimden çıkarmak ayrıca şifalı oldu benim için. Yazı yazmanın eğlenceli bir şey olabileceğini de öğretti aynı zamanda. Yazılarımda gerçek hayatta cesaret edemediğim kadar güçlü ve cesurum. Oluşturduğum karakterler benden önde gidiyor diyebilirim. Kimi öykülerimde mizah da kullanmaya çalışıyorum, tabii herkesi güldürmek pek mümkün değil. Yazılarımdaki güçlü tutumu hayatıma aktarmayı başarabilirsem bir bütünlük sağlamış olurum.
Okurun bu hikâyelerden almasını umduğunuz en temel farkındalık nedir?
Bir insan topluma her ne kadar uymasa da belki farklı göründüğü için belki bir handikabı olmasından dolayı veya onu toplumdan soyutlayan başka bir gariplik, farklılık ve eksiklikle mücadele etse de şöyle bir bakışın da mümkün olabileceğini göstermek: Kendi içlerinde başlattıkları sessiz bir direnişle sisteme, onu eksik hissettiren insanlara ve başka ne tür etkenler varsa buna sebep olan, bu başkaldırışla kendi onurlarını koruyabileceklerini göstermek. Bu baş kaldırı da aslında ümitlerin henüz tükenmediğini göstermek için oluyor. Burada her şeye rağmen bakışı etkili.
Kitabınızda, sessizliği seçen ve kenarda kalan karakterlere yönelmenizin sebebi nedir?
Böyle karakterlerden genelde bahsedilmediği için. İnsanlar onlara kendini kötü hissettiren, sıkan, fazlaca düşündüren ve kendilerini belki de üstün gördükleri karakterden hoşlanmadıkları kanaatindeyim. Tam da burada bu karakterleri seçme sebebim insanları fazlaca huzursuz etmekti. Belki kendi içlerinde, “Ben de böyle, insanlara kötü davranmış olabilir miyim?” gibi sorularla insanların iç huzurunu sarsmaktı hedefim. Bu kitabımda “mazlum” konumundaki insanların sesi olmayı istedim.
“Kuş Adam” başlığı sizin için neyi simgeliyor?
Kuş Adam kitabımda bulunan bir öykünün başlığıydı. Kitabım için öykülerimden bir başlık seçmem gerekiyordu. Değerli bir hocam bu öykünün başlığını önerdi. Ben de uygun buldum. "Kuş Adam" aslında çok şeyi simgeliyor. Sıkışıp kalmışlığı, aynı kafese kapatılmış küçük bir kuş gibi, özgürlüğü mesela, kanat sahibi olup uçabilen bir insan gibi ama aynı zamanda bir zıtlığı da simgeliyor, bir adamın doğasından çıkıp kuş olma çabası gibi.
Kitabınızın kapağında büyük bir kanat ve kuşlar görüyoruz. Bu görselden bize bahseder misiniz?
Bu iki motif aslında kitabımın başlığından doğdu. “Kuş Adam” öyküsünde karakterimin yakasından birbirine eklenmiş kuş tüyleri asılıyor. Onların rüzgârda havalandığı bir sahne var. Bu havalanma anı karakterin özgürlüğe kavuşma hayalini simgeliyor. Kapak tasarımı yapılırken öneri olarak tam da bu resmi canlandırmıştım zihnimde. Tasarım aşamasından sonra arkasından ip gibi şeritler çizen ve uçuşan kuşlar çıktı ortaya. Diğer motifte ise büyük bir kuş kanadı açılıp havalanıyor. Burada da özgürlüğe bir atıf var. Kapağın rengi kahverengi olunca motiflerle tamamıyla bütünleşmiş gibi oldu.
Modernizmin insanı ve ilişkileri “deforme ettiği” fikrini işlerken bunu doğrudan bir eleştiri yerine daha dolaylı bir anlatımla sunmayı neden tercih ettiniz?
Öykü yazmaya başladığımdan beri tek amacım mesaj vermekti. Ama katıldığım atölyelerde hocalarım bunu hep eleştirdiler. “Öykü mesaj vermek için yazılmaz; bu, hayal gücünü zayıflatır.” dediler. Hocalarımı dinlesem daha düz ve eğlence içerikli şeyler yazmam gerekecekti, benim ise isteğim farklıydı. Ben insanları derin düşünmeye sevk etmek istiyordum. Öykülerimi okuyan insanlara sonrasında “Dur, burada ne oldu şimdi, bu konu beni bırakmadı, hâlen zihnimde dönüp duruyor.” dedirtmek istiyordum. O yüzden mesaj verme kaygımdan hiç vazgeçmedim. Sadece elimden geldiğince mesajı dolaylı yoldan vermeye çabaladım. Hiçbir insan didaktik tondan hoşlanmıyor. Kimse, karşısında ona parmak sallayıp onu yola getirmek isteyen insanı dinlemiyor. Bu yüzden dünyada oluşabilecek iyiliğe bir nebze de olsa katkı sağlayabilmek adına, mesajlarımı üstü kapalı bir şekilde öykülerime aktarmaya çalışıyorum. Ama yer yer didaktik tona da hâlen kapılıyorum. Bu konuda kendimi geliştirmem gerekiyor.
Sizin için iyi bir öyküyü tanımlayan unsurlar nelerdir?
Bana göre iyi bir öykü sıra dışı bir konuyu anlatınca güzel. Bir şekilde yenilik içermeli. Daha önce görülmeyeni göstermeli ve çokça rahatsız etmeli okuyanı. Kendi öykülerimde de bunu yapmayı deniyorum. İlk öykülerimde yaptığım büyük bir hata, öykülerimi çok fazla detaya boğmaktı. Ne kadar karmaşık kurarsam cümlelerimi o kadar iyi olacağını sanıyordum. Ama bu konuda bir hocam bana “Okurları kaybedersiniz.” deyince hatamı anladım ve bundan sonra yazımı sadeleştirmeyi denedim. Ve söylediği başka önemli şey de “Aşırı yenilik okurları ürkütür.” oldu. Bunu da kendime bir nasihat olarak aldım ve kurguladığım öykülerde çarpıcı olan temel bir unsuru belirleyip onun etrafında öykülerimi şekillendirmeyi denedim. Ama yenilik de mesaj da hâlen öykülerimin ortasında duruyor sadece dozunu her yazdığım yazıda daha iyi ayarlamayı ögreniyorum.
Öykü türünün size kattıkları nedir?
Öykü türü ve genel olarak yazı yazmak benim için sanata açılan bir kapı oldu. Şekilde hayal gücümü ortaya koyabileceğim bir alan buldum kendim için. Daha önce fikirlerim pek önemsenmiyor, anlaşılmıyordu. Etrafımdaki insanlar çok fazla düşündüğümden şikâyet ediyordu. Aşırı detaylı çalışan bir zihin dünyam vardı hep. Öyküler tam da burada bana bu karmaşıklığı yönetme imkânı tanıdı. Fikirlerimi yazınca onlara bir "tik" atabiliyorum. Kafamdan çıkmış oluyorlar. Ama başta dediğim gibi sanata açılan mükemmel bir kapı oluyor öykü yazmak. En olmayacak şeyleri anlatabilirsin öykü türüyle. Öykülerimi yazarken yaramaz bir çocuk rolüne girdiğimi söylemeliyim. Çokça eğleniyorum yazarken. Bazen de üzülüyorum sanki birisi elimden bebeğimi almış gibi. İki duyguyu da yaşıyorum, öyküye ve konuya bağlı. Ve genel olarak kısa olduklarından dolayı öykü türünü bitirmek de daha çabuk oluyor. Bir roman yazmaktansa öykü kaleme almak insana başarı hissini daha çabuk veriyor. Bu avantajı da var.
Şu anda üzerinde çalıştığınız bir projeniz var mı?
Bu günlerde ikinci kitabıma başladım. Yine derinliği olan, düşündüren ve alt metni olan öyküler yazmaya çalışıyorum. Ama bu sefer, kurgularımdaki atmosfer absürtlükler içeriyor. Bazı öykülerde sürreal ve mistik hava da olabilir. Konuları tersten anlatmayı deniyorum. Ümidim fazla didaktik bir tona kapılmadan öykülerimi yazıp bitirmek. Yine öykü sayısını yirmiye kadar çıkarmayı hedefliyorum. Bakalım o kadar biriktirebilecek miyim? Sonrasında da bir bilim kurgu kitabı hedefi
Keyifli sohbetiniz için teşekkür eder, yazarlık hayatınızda başarılar dileriz.